|
Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı (Selanik 1881-İstanbul
1938). Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın oğlu
olan Mustafa Kemal Kemal Atatürk, ilköğrenimine Selanik'te
başlayıp, babasının ölümü (1893) üstüne annesi ve kızkardeşiyle
bir süre dayısının kâhyalık yaptığı Çalı çiftliğinde (Langaza,
Selanik yakını) yaşadı. Öğrenimini sürdürebilmek için yeniden
Selanik'e anneannesi ve teyzesinin yanına gönderilip, askerî
rüştiyeyi (1895), Manastır Askerî İdadisi'ni (1898) bitirdi.
İstanbul'a gelerek Harbiye'ye girdi (1899). Bu arada Harbiye'den
tanıdığı Ali Fuat Cebesoy ve iki subay arkadaşıyla birlikte
padişahı eleştirdikleri ve yasak kitapları okudukları gerekçesiyle
tutuklanıp, Yıldız Sarayı'nda bir süre sorguya çekildiyse
de, bağışlandı. Harbiye'yi kurmay yüzbaşı rütbesiyle bitirip
(1905), Şam'daki 5. Ordu'ya atandı (1905 Şubatı). Şam'da tanıştığı
Mustafa Cantekin ve Müfit Özdeş adlı arkadaşlarıyla birlikte,
Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurup (1906), cemiyetin Yafa,
Kudüs ve Beyrut şubelerinin örgütlenmesinde rol oynadı. Cemiyetin
şubesini kurmak için Selanik'e gidip, yeniden Şam'a dönerek,
Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin İttihat ve Terakki ile birleşmesi
(1907) ardından, Manastır'daki 3. Ordu'ya atandı. İttihat
ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de, cemiyetin kurucularıyla
pek anlaşamadı. Bu arada İttihat ve Terakki, 1786 Anayasası'nın
geri getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı ve İstanbul
hükümetinin Rumeli'ye yolladığı birliklerin İttihatçılarla
birleşmesi üstüne, İkinciMeşrutiyet ilan edildi (1908). Meşrutiyetin
ilanını köklü reformların izlemesi ve ordunun siyaset dışı
kalması gerektiğini öne sürdüğü için İttihat ve Terakki'yle
arası açılan Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Kâzım Karabekir,
Fethi (Okyar), İsmet (İnönü), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy)
beyler gibi subaylarla muhalif bir grup oluşturdu. Bu arada
Bingazi ve Trablusgarp'ta patlak veren ayaklanmaları bastırmakla
görevlendirilip, görevini kan dökmeden tamamlayarak, Selanik'e
döndü. 31 Mart Olayı patlak verince İstanbul'a yürüyen Hareket
Ordusu'nun (bu adı kendisi vermiştir) Yeşilköy'e kadar kurmay
başkanlığını yapıp, Selanik'e dönerek, İttihat ve Terakki
Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı (22 Eylül
1909). Ordunun siyaset dışı kalması gerektiği görüşünü tekrarladığı
için, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tehlikeli kişi
sayılmaya başlanarak, iki kez öldürülmek istenmesi üstüne
bir süre siyasal etkinliklerine ara verdi.
1911'de
İstanbul'da Erkânı Harbiyei Umumiye Nezareti'nde görevlendirilip,
aynı yıl başlayan Trablusgarp Savaşı'na gönüllü olarak katılarak,
Tobruk ve Derne'de başarıyla savaştı; Binbaşılığa yükseltilip,
ertesi yıl (1912) Balkan Savaşı başlayınca, Bolayır'daki kolorduya
atandı ve Edirne'nin geri alınması harekâtına katıldı. Sofya
Askerî ateşeliğine getirilip (1913), bir yıl sonra yarbaylığa
yükseldi.
Birinci
Dünya Savaşı başlayınca, İttihat ve Terakki hükümetinin, yazılı
uyarılarına karşın Almanya'nın yanında savaşa görmesinden
sonra, Tekirdağ'daki 19. Tümen komutanlığına getirildi. Gelibolu
yarımadasına çıkmaya başlayan İtilâf Devletleri birliklerine
karşı Anafartalar, Conkbayırı ve öteki cephelerde önemli muharebeler
verdi. Hastalandığı için İstanbul'a dönüp, rütbesi albaylığa
yükseltildi (1915).
1916'da
Edirne'de 16. Kolordu komutanlığına, hemen ardındanda livalığa
yükseltilerek Doğu'da bir başka kolorduya atandı; Diyarbakır'da
Kâzım Karabekir Paşa'yla birlikte, yeni kurulmakta olan 2.
Ordu'yla Muş ve Bitlis'i düşman işgalinden kurtarıp (6-7 Ağustos
1916), ertesi yıl 2. Ordu'nun komutanlığına getirildi (18
Mart 1917), Falkenhayn komutasında kurulan Yıldırım Orduları
grubu içindeki 7. Ordu komutanlığına atandıysa da, askerî
stratejiyle ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle istifa ederek
İstanbul'a döndü (1917 Ekimi) ve genel karargâh emrine alındı.
Alman imparatorunun davet ettiği Veliaht Vahdettin efendiyle
birlikte Almanya'ya gidip, yolculuk boyunca veliahta savaşın
kaçınılmaz sonuçlarını anlattı. Vahdettin tahta çıkınca 7.
Ordu komutanlığına ve padişahın fahri yaverliğine getirilip
(1918), cephenin İngiliz saldırısı karşısında çökmesi ve Almanya'nın
ateşkes istemesi üstüne, padişaha bir telgraf çekerek, Talat
Paşa hükümetinin yerine kurulan yeni hükümetin, hemen Osmanlı
devletinin müttefiklerinden ayrı bir barış antlaşması imzalamasını,
elde kalan kuvvetlerin Anadolu'ya çekilerek ulusal direnişe
geçilmesini istedi. Ahmet İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi
ve Rauf Bey ile Fethi Bey'in de görev aldığı yeni hükümetin
Mondros ateşkesini imzalamasından (30 Ekim 1918) sonra, Liman
Von Sanders'in ayrılmasıyla Yıldırım Orduları grubu komutanlığına
getirildi.
İngilizlerin
müdahalesiyle Yıldırım Orduları grubu dağıtılınca, İtilâf
Devletleri birliklerinin İstanbul'u işgal ettikleri (13 Kasım
1918) günlerde İstanbul'a dönüp, Anadolu'ya geçme olanaklarını
araştırmaya başladı. İngilizlerin Samsun dolaylaındaki Rum
çeteleri ile Türkler arasındaki çatışmaların önüne geçilmesini
istemeleri üstüne, çok geniş yetkilerle 9. Ordu müfettişliğine
atanmasıyla beklediği fırsatı bulup (o sırada Yunanlılar İzmir'e
asker çıkardılar), 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı. İlk
iş olarak askerî alanda, Anadolu ve Trakya'da ayakta kalmış
birliklerle, siyasa l alandaysa Müdafaayı Hukuk ve Reddi İlhak
gruplarıyla ilişki kurdu; İstanbul'un kendisine verdiği görev
bu grupları dağıtmak olduğu halde, aralarındaki bağları pekiştirmek
ve Kuvayı Milliye adı altında kurulmakta olan silahlı halk
kuvvetleriyle ilişkiye geçmek için çaba gösterdi. Havza'ya,
ardından da Amasya'ya geçerek çalışmalarını sürdürdü. 3 Temmuz'da
Vilayatı Şarkiye Müdafaayı Hukuki Milliye Mustafa Kemal ATATÜRK
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı (Selanik
1881-İstanbul 1938). Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde
Hanım'ın oğlu olan Mustafa Kemal Kemal Atatürk, ilköğrenimine
Selanik'te başlayıp, babasının ölümü (1893) üstüne annesi
ve kızkardeşiyle bir süre dayısının kâhyalık yaptığı Çalı
çiftliğinde (Langaza, Selanik yakını) yaşadı. Öğrenimini sürdürebilmek
için yeniden Selanik'e anneannesi ve teyzesinin yanına gönderilip,
askerî rüştiyeyi (1895), Manastır Askerî İdadisi'ni (1898)
bitirdi. İstanbul'a gelerek Harbiye'ye girdi (1899). Bu arada
Harbiye'den tanıdığı Ali Fuat Cebesoy ve iki subay arkadaşıyla
birlikte padişahı eleştirdikleri ve yasak kitapları okudukları
gerekçesiyle tutuklanıp, Yıldız Sarayı'nda bir süre sorguya
çekildiyse de, bağışlandı. Harbiye'yi kurmay yüzbaşı rütbesiyle
bitirip (1905), Şam'daki 5. Ordu'ya atandı (1905 Şubatı).
Şam'da tanıştığı Mustafa Cantekin ve Müfit Özdeş adlı arkadaşlarıyla
birlikte, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurup (1906), cemiyetin
Yafa, Kudüs ve Beyrut şubelerinin örgütlenmesinde rol oynadı.
Cemiyetin şubesini kurmak için Selanik'e gidip, yeniden Şam'a
dönerek, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin İttihat ve Terakki
ile birleşmesi (1907) ardından, Manastır'daki 3. Ordu'ya atandı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de, cemiyetin kurucularıyla
pek anlaşamadı. Bu arada İttihat ve Terakki, 1786 Anayasası'nın
geri getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı ve İstanbul
hükümetinin Rumeli'ye yolladığı birliklerin İttihatçılarla
birleşmesi üstüne, İkinciMeşrutiyet ilan edildi (1908). Meşrutiyetin
ilanını köklü reformların izlemesi ve ordunun siyaset dışı
kalması gerektiğini öne sürdüğü için İttihat ve Terakki'yle
arası açılan Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Kâzım Karabekir,
Fethi (Okyar), İsmet (İnönü), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy)
beyler gibi subaylarla muhalif bir grup oluşturdu. Bu arada
Bingazi ve Trablusgarp'ta patlak veren ayaklanmaları bastırmakla
görevlendirilip, görevini kan dökmeden tamamlayarak, Selanik'e
döndü. 31 Mart Olayı patlak verince İstanbul'a yürüyen Hareket
Ordusu'nun (bu adı kendisi vermiştir) Yeşilköy'e kadar kurmay
başkanlığını yapıp, Selanik'e dönerek, İttihat ve Terakki
Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı (22 Eylül
1909). Ordunun siyaset dışı kalması gerektiği görüşünü tekrarladığı
için, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tehlikeli kişi
sayılmaya başlanarak, iki kez öldürülmek istenmesi üstüne
bir süre siyasal etkinliklerine ara verdi.
1911'de
İstanbul'da Erkânı Harbiyei Umumiye Nezareti'nde görevlendirilip,
aynı yıl başlayan Trablusgarp Savaşı'na gönüllü olarak katılarak,
Tobruk ve Derne'de başarıyla savaştı; Binbaşılığa yükseltilip,
ertesi yıl (1912) Balkan Savaşı başlayınca, Bolayır'daki kolorduya
atandı ve Edirne'nin geri alınması harekâtına katıldı. Sofya
Askerî ateşeliğine getirilip (1913), bir yıl sonra yarbaylığa
yükseldi.
Birinci
Dünya Savaşı başlayınca, İttihat ve Terakki hükümetinin, yazılı
uyarılarına karşın Almanya'nın yanında savaşa görmesinden
sonra, Tekirdağ'daki 19. Tümen komutanlığına getirildi. Gelibolu
yarımadasına çıkmaya başlayan İtilâf Devletleri birliklerine
karşı Anafartalar, Conkbayırı ve öteki cephelerde önemli muharebeler
verdi. Hastalandığı için İstanbul'a dönüp, rütbesi albaylığa
yükseltildi (1915).
1916'da
Edirne'de 16. Kolordu komutanlığına, hemen ardındanda livalığa
yükseltilerek Doğu'da bir başka kolorduya atandı; Diyarbakır'da
Kâzım Karabekir Paşa'yla birlikte, yeni kurulmakta olan 2.
Ordu'yla Muş ve Bitlis'i düşman işgalinden kurtarıp (6-7 Ağustos
1916), ertesi yıl 2. Ordu'nun komutanlığına getirildi (18
Mart 1917), Falkenhayn komutasında kurulan Yıldırım Orduları
grubu içindeki 7. Ordu komutanlığına atandıysa da, askerî
stratejiyle ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle istifa ederek
İstanbul'a döndü (1917 Ekimi) ve genel karargâh emrine alındı.
Alman imparatorunun davet ettiği Veliaht Vahdettin efendiyle
birlikte Almanya'ya gidip, yolculuk boyunca veliahta savaşın
kaçınılmaz sonuçlarını anlattı. Vahdettin tahta çıkınca 7.
Ordu komutanlığına ve padişahın fahri yaverliğine getirilip
(1918), cephenin İngiliz saldırısı karşısında çökmesi ve Almanya'nın
ateşkes istemesi üstüne, padişaha bir telgraf çekerek, Talat
Paşa hükümetinin yerine kurulan yeni hükümetin, hemen Osmanlı
devletinin müttefiklerinden ayrı bir barış antlaşması imzalamasını,
elde kalan kuvvetlerin Anadolu'ya çekilerek ulusal direnişe
geçilmesini istedi. Ahmet İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesi
ve Rauf Bey ile Fethi Bey'in de görev aldığı yeni hükümetin
Mondros ateşkesini imzalamasından (30 Ekim 1918) sonra, Liman
Von Sanders'in ayrılmasıyla Yıldırım Orduları grubu komutanlığına
getirildi.
İngilizlerin
müdahalesiyle Yıldırım Orduları grubu dağıtılınca, İtilâf
Devletleri birliklerinin İstanbul'u işgal ettikleri (13 Kasım
1918) günlerde İstanbul'a dönüp, Anadolu'ya geçme olanaklarını
araştırmaya başladı. İngilizlerin Samsun dolaylaındaki Rum
çeteleri ile Türkler arasındaki çatışmaların önüne geçilmesini
istemeleri üstüne, çok geniş yetkilerle 9. Ordu müfettişliğine
atanmasıyla beklediği fırsatı bulup (o sırada Yunanlılar İzmir'e
asker çıkardılar), 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastı. İlk
iş olarak askerî alanda, Anadolu ve Trakya'da ayakta kalmış
birliklerle, siyasa l alandaysa Müdafaayı Hukuk ve Reddi İlhak
gruplarıyla ilişki kurdu; İstanbul'un kendisine verdiği görev
bu grupları dağıtmak olduğu halde, aralarındaki bağları pekiştirmek
ve Kuvayı Milliye adı altında kurulmakta olan silahlı halk
kuvvetleriyle ilişkiye geçmek için çaba gösterdi. Havza'ya,
ardından da Amasya'ya geçerek çalışmalarını sürdürdü. 3 Temmuz'da
Vilayatı Şarkiye Müdafaayı Hukuki Milliye Cemiyeti'nin kongresine
katılmak için Erzurum'a gidip, İstanbul hükümetinin durumdan
kuşkulanarak geri dönmesini bir telgrafla bildirmesi (7 Temmuz
1919) üstüne, görevinden ve askerlikten istifa ettiğini bildirdi.
23 Temmuz-7 Ağustos arasındaki Erzurum Kongresi'nde seçilen
temsilciler kurulunun başkanlığına getirildi ve alınan kararları
bir bildiriyle açıkladı. Sivas Kongresi'nde (4 Eylül 1919)
Erzurum Kongresi'nin kararlarının onaylanmasından sonra, istifa
etmek zorunda kalan Damat Ferit hükümetinin yerine kurulan
Ali Rıza Paşa hükümetinin temsilciler kuruluyla (Heyeti Temsiliye)
görüşmeler yapmak için gönderdiği Salih Paşa'yla Amasya'da
görüşerek (20-22 Ekim 1919), Amasya Protokollerini imzaladı.
Erzurum milletvekilliğine seçildiği (7 Kasım 1919) halde,
12 Ocak'ta İstanbul'da toplanan Mebusan Meclisi'ne katılmadı
(Mustafa Kemal'in katılmadığı bu son Osmanlı meclisi misakı
milli ilkelerini kabul etti.17 Şubat 1920). Bu arada Damat
Ferit Paşa yeniden sadrazamlığa getirilip, Anadolu'daki ulusal
hareketi "isyan", bu hareketi yönetenleri de "eşkıya"
diye niteleyerek, "hilafet ordusu" adı altında toplanan
birlikleri Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı kuvvetlerle savaşmak
için Anadolu'ya gönderdi. Bu durum karşısında Mustafa Kemal,
23 Nisan 1920'de Ankara'da ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
toplayıp, meclisin seçtiği 11 kişilik icra vekilleri heyetinin
başkanlığına getirildi (24 Nisan 1920).
Birinci
Büyük Millet Meclisi döneminde Mustafa Kemal en çok, savaşın
yönetimine ilişkin sorunlarla ilgilendi. Bir yandan düşmana
karşı çarpışılırken, öte yandan Çerkez Ethem gibi çetecilerin
disiplin dışı davranışlarıyla uğraşmak zorunda kaldı. Doğu
cephesindeki savaşlar Kâzım Karabekir Paşa tarafından yürütülürken,
Batı Anadolu'da verilen savaşların yönetimini Mustafa Kemal
Paşa üzerine aldı. Bir yıldır İzmir ve çevresini ellerinde
bulunduran Yunanlılar 22 Haziran 1920'de, Osmanlı hükümetine
Müttefikler tarafından önerilen barış antlaşmasını kabul ettirmek
amacıyla ileri harekâta geçmeleri üstüne, bu ilerleyişten
ürken İstanbul hükümeti, 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı
imzaladı. Ankara hükümetinin bu antlaşmayı tanımadığını açıklamasının
ardından, Garp Cephesi komutanlığına getirilen Albay İsmet
(İnönü) Bey, Birinci İnönü Savaşı'nda (10 Ocak 1921), Yunanlıları
geri çekilmek zorunda bıraktı. Savaş yeniden başladıysa da,
İkinci İnönü Savaşı (1 Nisan 1921) da Yunanlıların yenilgisiyle
sonuçlandı. 10 Temmuz'da Yunanlılar bir genel saldırıya geçince,
Garp Cephesi karargâhına giderek, İsmet Paşa'ya, orduyu Sakarya'nın
doğusuna geçirme buyruğunu verdi ve komutayı üstüne aldı.
Ardından, olağanüstü yetkilerle, Büyük Millet Meclisi orduları
başkomutanlığına getirildi. Yunan ordusunun 23 Ağustos'ta
yeniden başlattığı genel saldırıya karşı, aralıksız 22 gün
22 gece süren çetin savaşta (Sakarya Meydan Savaşı) cepheyi
bizzat yönetip, Sakarya'nın doğusundaki bütün Yunan birliklerinin
yokedilmesini sağladı. 19 Eylül'de Büyük Millet Meclisi tarafından
müşirliğe (mareşal) yükseltildi ve "gazi" unvanı
verildi.
Sakarya
Meydan Savaşı'ndan sonra Eskişehir-Kütahya-Afyon'un doğusundan
geçen bir hatta güçlü biçimde mevzilenen Yunan ordusunu kesin
yenilgiye uğratmayı tasarlayan Mustafa Kemal 26 Ağustos 1922
sabahı "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!"
komutuyla Büyük Taarruz'u başlattı ve ilk Türk birliklerinin
9 Eylül'de İzmir'e girmeleriyle, üç buçuk yıldır işgal altındaki
Anadolu toprağı düşmandan kurtulmuş oldu.
Bu
arada Uşakizade Latife Hanım'la tanışarak evlenen (29 Ocak
1923; bu evlilik 6 Ağustos 1925'te anlaşmazlık nedeniyle boşanmayla
sonuçlandı) Mustafa Kemal, Mudanya Mütarekesi'nin (11 Ekim
1922) imzalanması, Vahdettin'in Türkiye'den kaçması (17 Kasım
1922), Lozan Antlaşması'nın (24 Temmuz 1923) imzalanması,
İtilâf Devletleri'nin İstanbul'u boşaltmaları (2 Ekim 1923),
Ankara'nın başkent olması ve Halk Fırkası'nın kurulmasının
ardından, 29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
cumhuriyeti ilan etmesiyle, cumhurbaşkanı seçildi.
Sonra
toplumsal devrimlere girişip, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine
yaklaştırmayı gerçekleştirdi. 26 Kasım 1934'te TBMM, çıkardığı
özel bir yasayla, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını
verdi.
Dış
siyasette "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini benimseyen
Atatürk, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü,
dostluk antlaşmaları, bölgesel paktlarla güvence altına aldı
(Balkan Paktı, 1934; Sadabat Paktı, 1937), Montreux Antlaşması'yla
(20 Temmuz 1936) Boğazların yeniden Türk savunma sistemi içine
alınmasını, Fransızlara bırakılan Hatay'ın ankara Antlaşması'yla
anavatana katılmasını (7 Temmuz 1939) sağlayıp, yakalandığı
siroz hastalığının hızla ilerlemesiyle 10 Kasım 1938'de İstanbul'da
Dolmabahçe sarayında öldü. Naaşı İstanbul'dan Ankara'ya taşınarak
önce Etnografya müzesindeki geçici kabine konuldu (21 Kasım
1938); ölümünün on beşinci yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir'e
aktarıldı (10 Kasım 1953).
Cemiyeti'nin kongresine katılmak için Erzurum'a gidip, İstanbul
hükümetinin durumdan kuşkulanarak geri dönmesini bir telgrafla
bildirmesi (7 Temmuz 1919) üstüne, görevinden ve askerlikten
istifa ettiğini bildirdi. 23 Temmuz-7 Ağustos arasındaki Erzurum
Kongresi'nde seçilen temsilciler kurulunun başkanlığına getirildi
ve alınan kararları bir bildiriyle açıkladı. Sivas Kongresi'nde
(4 Eylül 1919) Erzurum Kongresi'nin kararlarının onaylanmasından
sonra, istifa etmek zorunda kalan Damat Ferit hükümetinin
yerine kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinin temsilciler kuruluyla
(Heyeti Temsiliye) görüşmeler yapmak için gönderdiği Salih
Paşa'yla Amasya'da görüşerek (20-22 Ekim 1919), Amasya Protokollerini
imzaladı. Erzurum milletvekilliğine seçildiği (7 Kasım 1919)
halde, 12 Ocak'ta İstanbul'da toplanan Mebusan Meclisi'ne
katılmadı (Mustafa Kemal'in katılmadığı bu son Osmanlı meclisi
misakı milli ilkelerini kabul etti.17 Şubat 1920). Bu arada
Damat Ferit Paşa yeniden sadrazamlığa getirilip, Anadolu'daki
ulusal hareketi "isyan", bu hareketi yönetenleri
de "eşkıya" diye niteleyerek, "hilafet ordusu"
adı altında toplanan birlikleri Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı
kuvvetlerle savaşmak için Anadolu'ya gönderdi. Bu durum karşısında
Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920'de Ankara'da ilk Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne toplayıp, meclisin seçtiği 11 kişilik icra
vekilleri heyetinin başkanlığına getirildi (24 Nisan 1920).
Birinci
Büyük Millet Meclisi döneminde Mustafa Kemal en çok, savaşın
yönetimine ilişkin sorunlarla ilgilendi. Bir yandan düşmana
karşı çarpışılırken, öte yandan Çerkez Ethem gibi çetecilerin
disiplin dışı davranışlarıyla uğraşmak zorunda kaldı. Doğu
cephesindeki savaşlar Kâzım Karabekir Paşa tarafından yürütülürken,
Batı Anadolu'da verilen savaşların yönetimini Mustafa Kemal
Paşa üzerine aldı. Bir yıldır İzmir ve çevresini ellerinde
bulunduran Yunanlılar 22 Haziran 1920'de, Osmanlı hükümetine
Müttefikler tarafından önerilen barış antlaşmasını kabul ettirmek
amacıyla ileri harekâta geçmeleri üstüne, bu ilerleyişten
ürken İstanbul hükümeti, 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı
imzaladı. Ankara hükümetinin bu antlaşmayı tanımadığını açıklamasının
ardından, Garp Cephesi komutanlığına getirilen Albay İsmet
(İnönü) Bey, Birinci İnönü Savaşı'nda (10 Ocak 1921), Yunanlıları
geri çekilmek zorunda bıraktı. Savaş yeniden başladıysa da,
İkinci İnönü Savaşı (1 Nisan 1921) da Yunanlıların yenilgisiyle
sonuçlandı. 10 Temmuz'da Yunanlılar bir genel saldırıya geçince,
Garp Cephesi karargâhına giderek, İsmet Paşa'ya, orduyu Sakarya'nın
doğusuna geçirme buyruğunu verdi ve komutayı üstüne aldı.
Ardından, olağanüstü yetkilerle, Büyük Millet Meclisi orduları
başkomutanlığına getirildi. Yunan ordusunun 23 Ağustos'ta
yeniden başlattığı genel saldırıya karşı, aralıksız 22 gün
22 gece süren çetin savaşta (Sakarya Meydan Savaşı) cepheyi
bizzat yönetip, Sakarya'nın doğusundaki bütün Yunan birliklerinin
yokedilmesini sağladı. 19 Eylül'de Büyük Millet Meclisi tarafından
müşirliğe (mareşal) yükseltildi ve "gazi" unvanı
verildi.
Sakarya
Meydan Savaşı'ndan sonra Eskişehir-Kütahya-Afyon'un doğusundan
geçen bir hatta güçlü biçimde mevzilenen Yunan ordusunu kesin
yenilgiye uğratmayı tasarlayan Mustafa Kemal 26 Ağustos 1922
sabahı "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!"
komutuyla Büyük Taarruz'u başlattı ve ilk Türk birliklerinin
9 Eylül'de İzmir'e girmeleriyle, üç buçuk yıldır işgal altındaki
Anadolu toprağı düşmandan kurtulmuş oldu.
Bu
arada Uşakizade Latife Hanım'la tanışarak evlenen (29 Ocak
1923; bu evlilik 6 Ağustos 1925'te anlaşmazlık nedeniyle boşanmayla
sonuçlandı) Mustafa Kemal, Mudanya Mütarekesi'nin (11 Ekim
1922) imzalanması, Vahdettin'in Türkiye'den kaçması (17 Kasım
1922), Lozan Antlaşması'nın (24 Temmuz 1923) imzalanması,
İtilâf Devletleri'nin İstanbul'u boşaltmaları (2 Ekim 1923),
Ankara'nın başkent olması ve Halk Fırkası'nın kurulmasının
ardından, 29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
cumhuriyeti ilan etmesiyle, cumhurbaşkanı seçildi.
Sonra
toplumsal devrimlere girişip, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine
yaklaştırmayı gerçekleştirdi. 26 Kasım 1934'te TBMM, çıkardığı
özel bir yasayla, Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını
verdi.
Dış
siyasette "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini benimseyen
Atatürk, Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü,
dostluk antlaşmaları, bölgesel paktlarla güvence altına aldı
(Balkan Paktı, 1934; Sadabat Paktı, 1937), Montreux Antlaşması'yla
(20 Temmuz 1936) Boğazların yeniden Türk savunma sistemi içine
alınmasını, Fransızlara bırakılan Hatay'ın ankara Antlaşması'yla
anavatana katılmasını (7 Temmuz 1939) sağlayıp, yakalandığı
siroz hastalığının hızla ilerlemesiyle 10 Kasım 1938'de İstanbul'da
Dolmabahçe sarayında öldü. Naaşı İstanbul'dan Ankara'ya taşınarak
önce Etnografya müzesindeki geçici kabine konuldu (21 Kasım
1938); ölümünün on beşinci yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir'e
aktarıldı (10 Kasım 1953). |