Buradasınız:Dil ve Edebiyat»Edebî Eserler»Edebî Köşe»Röpörtajlar»İskender Pala ile Söyleşi
Röpörtajlar

İskender Pala ile Söyleşi

Yazan  Türk Edebiyatı Dergisi Pazartesi, 05 Kasım 2012 21:27

Prof. Dr. İskender Pala uzun süredir Divan Edebiyatı üzerine yazan ve bu edebiyatı geniş kitlelere sevdiren bir Sanatkâr-Hoca. Üniversite dışında yaptığı sohbetler ve dersler geniş dinleyici kitleleri buluyor. İskender Pala kitaplarını yayınlamak üzere yeni bir yayın evi kurdu. Divan Edebiyatı, yeni yazdığı roman ve yeni kurduğu yayın evi hakkında İskender Pala ile yaptığımız bir konuşmayı okuyucularımıza sunuyoruz.

Türk Edebiyatı: Divan Edebiyatı hakkında konuşalım mı hocam? Meselâ önce bu gelenekten kopuşumuzu hatırlayalım.
İskender Pala: Söze şikâyet ederek başlamayı pek benimsemem ama buradaki kopuşun sebebi bir iki değil ki! Hayat değişmiş, düşünce değişmiş, kültür değişmiş vs. Ama asıl güçlük, dilin değişmesinde. Bir insan okuduğunu anlamalıdır. Okuduğunu anlayamıyorsa, o zaman kendisine sormalıdır "Bunu anlamamak benden mi, yoksa bunu yazandan mı kaynaklanıyor?" diye... Biz genellikle kolaycılığa kaçarak ikincisi için oy kullanırız. "Bunu anlamamak bendendir" demeyiz, "bu şair bana göre söylememiş" deriz. Bunu dedirtmek için propaganda da yapılmış tabi. Bugünün gençleri divan şiiri ile karşılaştıklarında, hiç itiraf etmeseler bile öncelikle şöyle düşünüyorlar: "Şimdi bu şair kim bilir ne kadar derin şeyler söyledi; ben kimim, bunu anlamak kim, boşveer". İşte itiraf edemediğimiz asıl büyük problem burada ve bizim eski şairlerimiz bugüne bire bir hitap edecek sözler söylemelerine rağmen kelimelerimizi değiştirdiğimiz için onları anlamaz olduk. Anlamazlığmıza mazeret için de "Bu adamlar zaten birtakım üst rütbeli insanlara, padişahlara, vezirlere filân şiir yazıp karşılığında para alan, hediyeler alan dalkavuklardı" gibi gülünç, bugün için artık hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayan, çocukların bile güldüğü, bir fikir yapısı oluşturuldu. Şiir, atalarımız için bir ihtiyaçmış eskiden. Televizyonu olmayan, uçağın, gazetenin, matbaanın icat edilmediği yıllarda; insanların sinemaya gidemedikleri, tiyatro seyredemedikleri zamanlarda şiir o toplumun tam merkezinde duran bir eğlence vasıtası, estetik boyutu, onu şekillendiren söz yapısının temeliymiş. Sözün değeri varmış ve değerli bir şey söyleyecekseniz, onu şiir formatında söylemek istiyormuşsunuz. Bugün söze değer verilmiyor. Alelâde lâflar söylüyoruz, küfürler ediyoruz vs. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler. Söz diye söylediklerimiz bile eksik. Bağırıyoruz, sesimizi yükseltiyoruz, sözümüzün değerini düşürüyoruz. Böyle bir çağa bundan dört yüz sene önceki şairin baktığı o yüksek pencereden baktığımızda anlamamamız tabiîdir.
Türk Edebiyatı: Divan şairi kimdir sizce? Bize profilini çizer misiniz?
İskender Pala: Bu soruyu her yıl öğrencilerime ilk derste sorarım ben. En az birkaç kişi, onu, sarayda yaşayan biri zannetmektedir. Hâlbuki çok araştırmalar yapılmıştır, istatistikler vardır, bu şairlerin saraya girip çıkanlarının sayısı öyle zannedildiği kadar çok değildir. Saraylı, yani bizzat saray ailesine mensup olanların oranı yüzde bir bile etmez. Osmanlı padişahlarının 27 tanesi şairdi, divanları var, bu doğru... Şehzadeleri ve diğer akrabalarını da saydığımızda saray, şiirin has mekânıydı, bu da doğru... Ama saraya girip çıkan vezirler, kaptan-ı deryalar, kazaskerler, eyalet valileri vs. bunları da toplasanız, saraya ömründe bir defa işi düşmüş, yahut sultanı ömründe bir defa uzaktan görmüş adamları da ekleseniz, divan şairleri içerisinde yüzde on beş etmez. Gerisi ya kunduracı, ya sokak satıcısı, ya filânca yerde medrese hocası veya devlet görevlisi, hatta okuma yazma bilmeyen, hatta gayrimüslim ama o şiirin büyüsüne kapılıp şiir söyleyen insanlar. Şimdi, okuma yazma bilmeyen insanlar bile gazel veya kaside söyleyebildiğine göre, öyle pek de halktan uzak sayamayız, değil mi?!. Eğer bir kaşık ustası, ne bileyim bedestende bir sandık sahibi, falanca yerdeki kuyumcu, filânca sahaf veya mürekkepçi bu şiiri yazabiliyor idiyse, o zaman bu adamlar halk değildi. Sırf sizin bu sorduğunuz sorunun cevabını verebilmek için bir roman yazdım ben. İnşallah önümüzdeki Ocak ayında piyasaya vereceğiz.

Türk Edebiyatı: L&M değil mi? O konuya ve kitaplarınızla ilgili kısma geçmeden bir soruyu daha cevaplamanızı istiyorum hocam, divan şiirinin dinamikleri nelerdi?
İskender Pala: Hiç şüphe yok ki, klâsik şiirimiz Rahmanî bir şiirdi. Özünü ve özetini toplumun dinamiklerinden alıyordu. Toplumun problemleri fazla görülmüyordu, çünkü bir defa fazla problemli bir toplum değildi. Daha sonraları toplumun problemlerinin arttığı dönemlerde ise edebiyat kendi problemlerini bitirmişti. Klâsikleşme döneminde bizim şairlerimiz tamamen toplumun dinamiklerini esas alıyorlardı. Neydi bunlar? İslâm dini, bu dine dayalı ilimler (tefsir, hadis, fıkıh vs.), tasavvuf, genel kültür, millî kültür, atasözleri, deyimler vs. Bunların hepsi divan şiirinin içine sindirilmişti. Zaten şairler de bunu söylemek zorundaydılar, çünkü kendileri öyle yaşıyorlardı. Şair, kendi çağının edebiyatını yaptığına göre kendi çağını anlatacaktı.
Klâsik şiirimiz mücerret (soyut) bir şiirdir, ama o mücerret tarafı anlatırken müşahhas (somut) olan eşyadan da istifade eder, gündelik hayattan da... Mücerredi anlatırken daima müşahhası örnek gösterir. Böyle olunca biz XVI. yüzyılda, XVII., XVIII.yüzyılda sırasıyla ne zaman, nerede, nasıl yangınlar olmuş; ne zaman, nerede, nasıl baharlar gelmiş; hangi savaşlar nasıl yapılmış; ne zaman isyanlar gibi sosyal olaylar olmuş; yani toplumla ilgili hâdiseleri bu şiirin satır aralarından takip edebiliyoruz. Bu yüzden ben diyorum ki, divan şiiri için tarihi bilmek şarttır. Tarih için de divan şiirini bilmek şarttır, bu da ayrı bir bahistir. Sanki bunlar bir elmanın iki yarısı gibidir. Divanların içerisinde tarihlerin kaydetmediği teferruat vardır, hisler, düşünceler vardır; tarihlerin içerisinde de divan şairlerinin hislerine, düşüncelerine zemin teşkil eden hâdiseler vardır. Bu hâdiselerle bu düşünceleri örtüştürdüğünüz zaman klâsik şiir bize gerçek yüzünü açar; ancak o zaman biz onun hakikî güzelliğinin farkına varabiliriz. Tarihi baştan inkâr eden bir toplumda yaşıyorsanız, bu şiirin çok da güzel olduğunu kimseye anlatamazsınız. Ne var ki günümüzün gençleri divan şiirinin içindeki güzelliği, sıcaklığı, rengi, kokuyu çok net alabiliyorlar; aşinalık ve dostluklar yeniden kurulabiliyor. Bu güzelliğe sahip olmak isteyen çağımız insanlarının biraz kitap okumaları lâzım ve okunacak çoook kitap var.
Türk Edebiyatı: Tamam hocam şimdi o kitaplara gelelim. Divan edebiyatı konusunda okunacak kitapların çoğunu da siz yazdınız. Hatta yazmakla da kalmadınız, şimdi bir de yayın evi kurdunuz. Biraz anlatır mısınız; neden ihtiyaç duydunuz bir yayın evine, plânlarınız, çalışmalarınız nelerdir?
İskender Pala: Öncelikle profesyonelce bir iş başarmak, güzel kitaplar basmak, kitabın haysiyetini biraz daha yükseltmek; ikinci olarak da divan şiirine karşı borcumu ödemek için bir yayın evi kurdum. Yalnızca kendi kitaplarımı basacak bir yayın evi bu. Sağ olsunlar profesyonelce çalışan iki ortağım, çok gayretli bir editörüm ve estetik avcısı personeliyle GrataNonGrata adlı bir de ajans bu konuda beni yönlendirdiler. Hepsi öncelikle profesyonellik ruhu olan insanlar bunlar ve böyle bir ortamda iş üretmek zevke dönüşüyor. Bunun içindir ki L&M'in her şeyi baştan sona profesyonelce düşünülüp düzenlendi. Prensibimiz mükemmele ulaşmaktı ve öyle de oldu. Ben kaliteli olanın kalıcı olacağına inanıyorum. Kitaplarımıza bakınca zaten bunu anlayabilirsiniz. Tarihe kalacak kitaplar ile vitrinlenmesi güzel olan kitaplar aynı kitaplardır. Bu bakımdan L&M yayıncılığın bastığı kitaplar yüz akımız olacaktır. Yeter ki içerikleri bizi utandırmasın. İkinci sebebe gelince: Ben divan şiiri yüzünden bunca yıldır dost kazandım, itibar kazandım, para da kazandım. Yani bugün geldiğim noktayı Divan Edebiyatı'na borçluyum. Divan şiirine borcumu ödemek için şimdi L&M Yayıncılık ortaya çıktı. Para kazanmaktan ziyade divan şiirinin daha geniş, daha değişik ve daha yaygın muhitlere ulaşması için bir gayret bu.
Türk Edebiyatı: L&M neyin açılımı?
İskender Pala: L&M, Leyla ile Mecnun'un açılımı. Biz bunu "elem" diye okuyoruz. Bu aynı zamanda romanımın da adı. Leyla ile Mecnun'un ve divan şairlerinin çektikleri acıları düşününce yayın evinin harflerini elem okumamızın daha anlamlı olacağı kanaatine vardım. Hatta ben "Edebiyatın elemden ibaret olan kısmıyla ilgileniyorum" desem yalan olmaz. Divan şiiri eleme yakın durur çünkü.

Türk Edebiyatı:Yalnızca divan şiiri kitapları mı yayınlayacaksınız peki?
İskender Pala: L&M Yayıncılık yalnızca İskender Pala kitaplarını yayınlayacak. Dostlarımla dost kalabilmek için yayıncılığı kendi sınırlarımın dışına taşırmamayı yeğledim. Zaten bu benim işim de değil, üstelik beni çok aşar. Ben yayıncılık yapmaya değil, kendimin yayıncısı olmaya talibim. Bunu yaparken de az evvel söylediğim gibi profesyonelce iş yapmayı hedefledik. Geçtiğimiz birbuçuk yıldır piyasada kitaplarımın pek çoğu bulunmuyordu. Hem önceki yayıncılarımın hakları zayi olmasın diye, hem de okuyucularımda belli bir özleyiş oluşsun diye kitapları yeniden basmak için bu kadar bekledik. Tabi yeni hazırladığım kitapları da yayınlamadık. Şimdi elimizde hiç yayınlanmamış yedi, mevcudu tükenmiş olarak da 26 kitap var. Bu arada geçen zaman içerisinde okuyucu talepleri son haddine ulaştı. Geçtiğimiz birkaç ay içerisinde her gruba ait kitapçılardan pek çok sipariş aldık. Bu günlerde de kitapçıları dağıtımcılarımızla buluşturuyoruz. Yani okuyucu artık kitapçılarda L&M yayınlarını da bulabilecektir. En azından yirmi tanesi bugünlerde kitapçılara ulaştı. Geriye kalan on üç kitabı da her ay iki tane olmak üzere yıl boyunca yayınlayacağız inşallah. Bunların hepsi projelendirilmiş işler ve profesyonelce yönetilip yönlendirilmektedir.
Türk Edebiyatı: Hocam, okuyucuya 20 kitap birden sundunuz, acaba fazla yüklenmediniz mi?
İskender Pala: Bunların dört tanesi yeni, diğerleri eski kitaplarımın L&M baskılarıdır. Şimdi bastığımız kitapların pek çoğu zaten okuyucu talepleriyle dolu, potansiyel okuyucusu olan kitaplar. İki Dirhem Bir Çekirdek, Ayine, Müstesna Güzeller, Ve Gazel Yeniden vs. Bu serilerin ikinci kitapları olan Gözgü, Efsane Güzeller vs. okuyucu karşısına ilk defa çıkmış olacak. Çok ilgi göreceğini umduğumuz iki kitabımız daha var. Kahve Molası ile Tavan Arası. Bu iki kitap hem eğlenceli, hem öğretici, hem eğitici kitaplar. Her seviyeden insana hitap ediyor ve tarihî anekdotlar, fıkralar, olaylar, hikâyeler vs. ile dolu. Okuyucular ellerinden düşürmeyecekler inşallah.
Türk Edebiyatı: Hocam! Uzun zamandır bir roman yazdığınızı biliyoruz. Biraz da ondan bahseder misiniz?
İskender Pala: Evet. Adı L&M olacak inşallah. Yazıp bitireli çok oldu. Ancak biraz demlensin diye bekletiyorum. Aralık'ta son bir defa okuyup baskıya vereceğim. Divan Edebiyatı'yla ilgili Fuzuli'nin hayatını roman olarak yazabilirsiniz ama bu sadece Fuzuli'yi örnek alır. Bakî'yi yazarsınız Bakî'yi romanlaştırmış olursunuz. Bütün bir Divan Edebiyatı maceramızı bir tek romanda toplayabilirsem bu romanı okuyan insanlar Divan Edebiyatı okumadan, Divan Edebiyatına ait söylemlerin ağırlığı altında ezilmeden romanın sonuna geldiklerinde Divan Edebiyatı hakkında kanaatlerinin değiştiğini görecekler. Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun kitabını (L&M) romanın baş kahramanı seçtim bu yüzden. Daha soft bir bakış açısıyla divan şiirinin kapısından girilsin diye. Romanımın konusu gereği bu kitap Osmanlı coğrafyasında pek çok yeri dolaşıyor. Meselâ Nedim'in eline gelince Nedim ile Fuzuli'yi karşılaştırabiliyorum. Şeyh Galib'in eline ulaştığında Şeyh Galib ile Fuzuli'yi ortak noktalarda birleştirebiliyorum. Romanda statik bir yapı yok. Kitabın satırları arasında Babillilerin vaktiyle uzay araştırmaları yapan bilge papazlarının, rahiplerinin buldukları bir sır var. Bilge rahipler, galaksiler arasında yapılacak bir yolculukta kara deliğin dünyalılar tarafından veya uzaylılar tarafından kullanılması hâlinde olabilecekleri hesap ediyorlar. Buldukları gerçek onları da korkutuyor ve diyorlar ki, eğer insanlar bunu şimdi duyarlarsa bize çıldırmış gözüyle bakarlar, boynumuzu vurdururlar. O hâlde bunu şifreleyip saklayalım diyorlar. Aradan yıllar geçince, yedi bölümlü bu şifre, Fuzuli tarafından Leyla ile Mecnun kitabı içine saklanıveriyor. Böylece bir kovalamacadır başlıyor. Cinayetler, entrikalar, polisiye koşuşturmacalar, gizli teşkilâtlar vs. Nefes nefese bir roman.Osmanlı coğrafyası merkezde olmak üzere üç buçuk asır boyunca dünya coğrafyasında bir hareketlilik. Roma'da, Londra'da, Fransa'da, Bosna Hersek'te, Moldovya'da, Eflak-Boğdan'da, Halep'te, Şam'da gezen bir kitap ve kitabın peşinde sürüklenip giden heyecanlı bir kovalamaca. Denizlerde bile süren bütün bu koşturmaca esnasında L&M ile peşindeki bilginler, hırsızlar, casuslar ve diğerlerinin yolları hep şairlere uğruyor. Şairlere uğradıkça da aşktan bahsediyorlar. Aşkın 7 derecesini konuşarak kitapta saklı yedi şifreyi çözmeye çalışıyorlar. Gerisini romanda okuyalım inşallah.
Türk Edebiyatı: İnşallah hocam, teşekkür ederiz.
İskender Pala: Ben teşekkür ederim.

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Okunma 588 defa
Yorum eklemek için giriş yapın

Giriş Yap ya da Üye Ol

Giriş    Kayıt   

Giriş Yap

 Use Facebook account
veya

Kayıt ol * * Zorunlu alan

 Use Facebook account
veya
Girdiğiniz isim geçerli değil.
Lütfen geçerli bir kullanıcı adı giriniz. Boşluk bırakmadan, en az 2 karakter ve şu karakterler olmadan: < > \ " ' % ; ( ) &
Geçersiz parola.
Girdiğiniz parolalar eşleşmiyor. Parola alanına istediğiniz parolayı giriniz ve parola doğrulama alanında tekrar girerek onaylayınız.
Geçersiz e-Posta adresi
Girdiğiniz e-Posta adresleri eşleşmiyor. e-Posta alanına e-Posta adresinizi giriniz ve girdiğiniz adresi e-Posta adresini doğrulama alanına girerek onaylayınız.


Türkçe Sevdalıları'ndan bir kültür hizmeti!

www.yabancilaraturkce.comHata BildirTanıtım FilmiTarihte Bugün
Berçin Yurt Apart

Dosyalar Bölümüne Git
Dosyalar Bölümüne Git
Dosyalar Bölümüne Git
Dosyalar Bölümüne Git
Dosyalar Bölümüne Git

In order to view this object you need Flash Player 9+ support!

Get Adobe Flash player

Powered by RS Web Solutions

Google Reklamları

Sitene Ekle

haberler